giriş için:

kullanıcı:
parola:

yazılar

yenile

ara

yazı :
yazar :
tarih :
takvim
takvim

Vaat, dönüm noktası ve prestij

Uyuyama problemim yüzünden annemin ağzıma dayadığı haplardan biri işe yaradı sanıyorum. Son iki gündür süt kokan bebekler gibi uyuyorum. Öyle de çok sanmayın ha. 5 saat varmı toplamda bilemiyorum. Ancak ilginç bir şey var ki; uyku ile uyanıklık arasında sıkça gelip gidiyorum. Eskiden bir yerden atlamam gerekirdi. Amannn nasılsa rüya derdim salıverirdim kendimi. Şİmdi uyuyor muyum uyanık mıyım bilemediğimden aptallaşıyorum. Bu da sabah hayal kırıklıklarına ya da sevince sebep olabiliyor.

Dün rüyamda dişçiye gitmişim ama bıyıklarım varmış eşek kadar olmuşlar. Sorguya çekecek beni diye korkarken tepemdeki ışığı bir anda ağzımın içine doğrultuyor. “Bana gelirken bari şu bıyıklarınızı bir alsanız” diyor. Hemen o anda ruhum dışarıdan izliyor bizi. Hay skim diyorum ne zaman çıktı bunlar. Kendimden utanıyorum çünkü doğru söylüyor sert sert bir sürü :S . Pes oynuyorum, güzel kadını seviyorum, takım tutuyorum şimdide bıyıklarım mı çıkıyor. Saçlarımda enik kadar zaten. 70’s ‘in temiz yüzlü parlak tipli sağcı çocukları gibi mi gezeceğim yani? Bıyıklarımın çıkmasına üzülürken yatağımda uzanmış bedenim yarı uyanıyor ve elimi dudaklarıma götürüyorum. Neyse ki yok.Ohhh diyorum.

Ve..

Başka bir seansa geçiyorum. Tesla’ yı görüyorum. Nikola Tesla. Nik diyormuşum ona. O kadar da samimiyiz yani. Alternatif elektrik akımından. Edison’ dan bahsediyoruz. Diyorum ki; baktım ben baya araştırdım seninle ilgili ama hep yetersiz sen anlatsana diyorum. Yüzüme bakıyor şefkatle. Bir de diz dize oturmuşuz. Sevgili görüntüsü verip elektrikten anlatıyoruz. Benim üzerimde kotum ve kırmızı adidas tshirtüm boynumda Nikon’ um var onun üzerinde dönem kıyafetleri. Portre tam bir rezalet. Tuhaf koktuğunu düşünüyorum.

Derken kendimi koskoca bir fabrikada buluyorum. Benim adıma irice bir bavul gelmiş. Bir plazada bilmem kaç tl yi geçen bir alışveriş yapmışım. Çekiliş sonucu bavuldakileri kazanmışım. Plastik ördek çıkıyor önce aynı msn avatarındaki gibi sapsarı ve sevimli. Öfff diyorum fırlatıyorum ördeği. Sonra birkaç kozmetik ürünü onları da cep yapıyorum. En son bir laptop çıkıyor.  Kendileri çıkıyor bu arada böyle havaya yükseliyorlar, başımla izliyorum sonra uzanıp elimle yakalıyorum. Stüdyo gibi bir yerdeyiz arkamda bir set ekibi halay çekiyor. Laptopu koltuğumun altında koyup, Cumhurbaşkanının ip gibi dizilmiş askeri selamladığı gibi önlerinden geçip. Merhaba Arkadaşlar! Diye bağırıyorum.

Sonra küçükken hoşlandığım çocuğun oturduğu mahalleyi sırf dikkatini çekmek için hilti ile boydan boya deşiyorum. Adımızı yazıyorum. Tüm bunları yaparken Laptop gene koltuğumun altnda. NE açmışım arkadaş!!

Yüzümde bir ıslaklık ve hatır hatır bişey hissediyorum. Kedimmm.. Ponçik hanımlar gelmiş. Sabah olmuş. Uyanıyorum laptop u arıyorum koltuğumun altında yok amınoski. Lobları düşesice gene mi oynadın benle gene mi?

---------------------------------------------------o------------------------------------
Bir arkadaşım senin beynine elektrot bağlasalar ne düşündüğünü bir bir görseler, çıkan sonuç karşısında seni kesin öldürürler demişti. Uyanık halim bu gördüklerimin bilmem kaç katı. Ben bir molekülüm. Çarpıştıkça bölünen. Böylece damarlarımda kan akımının devamlılığı sağlamış oluyorum. Dağıtıcı arterlerimin medyasını oluşturuyorum. Magazin programlarını yayınlamıyorum. Sonuç olarak olası DNA hasarlarının tamiri için zaman kazandırmış bulunuyorum. Hahah yeter layn. Yazmıyorum. Post bitti dağılın.

 


SORU: 


Büyük dört katlı ve kırmızı belediye otobüsü kaç durakta durmuştur? 


 Bilmiyorum demeyin?


Yoksa ?????


Yoksa görmediniz mi?


????????????????????


 


 

edit boşluğu

 

FRP Soslu Çizgiroman



2003 yılında başlamış bir webcomic var. Adı da "Order of The Stick" Nedir bu OOTS? Bunlar tam FRP usulü sterotiplerden oluşan bir parti ve onların kara-mizah tarzdaki adventure yaşamları. Tabii kötü adamlar da aynı klişe kötüler. Yukarıdaki iskelet chaotic evil bir lich, yamağı ise neutral evil bir goblin cleric.





Savaşmak üstüne MBA'i olan bir warrior, chaotic evil bir halfling ranger, patates zekalı bir cleric, androjen bir elf mage, açgözlü bir thief ve tam salak bir bard. Ve çoğu oyuncu gibi ad&d'ye alışıp 3rd edition salaklığına geçişi yaşıyorlar, adeta montla sçıyorlar :)






Özellikle ad&d nedir, d&d 3rd edition nedir vs terminoloji bilenler için süper bir zaman geçirtgeci olacaktır. Zaman şeysi diyorum, çünkü bu 7 yıldır devam ediyor ve ana konu devam etse de her sayfası kendi içinde kurgulanıyor.

Merak edenler için
http://www.giantitp.com/comics/oots0001.html





gol atan kaleye..

Geçen pazar günü bağırış, çağırışlarla uyandım.. Hastalığın vermiş olduğu halsizlikle 12’ye kadar uyumuşum.. Haliyle sokaktaki çocuklar çoktan dışarı çıkmışlardı..

Sokakta 3’erlikten çift kale maç yapıyorlardı.. Kızmak istedim, ulan sen daha 4 yıl önce oynuyordun dedim kendi kendime ve izlemeye başladım.. Ama oyun kuralları değişmişti  sanki..

Oyuncuları benim zamanımda ya en iyiler alırdı yada adım alışırdık.. Ama bu neslin zaten kurulmuş bir kadrosu var.. Ben gol attığımda Hooijdonk fln derdim. Şimdiki isimler Arda, Özer, Serdar… Topumuz patlayınca üzülürdük, alamazdık bir kaç gün. Ama şimdiki çocukların her birinde birer top var. At bakiyim abinin kıllı göğsüne derdim.. Şimdiki çocuklarda kıl da çıkmıyor..

Bazen maçlarımız iddialı olurdu daha çekişmeli olsun diye.. Yenenler yenilenlere buz parmak alırdı, yada cips.. Şimdi magnumdan aşağı iddialar geçersiz sayılıyor..

İnsem aşağı kuka desem, top ebesi desem, simit desem, yerden yüksek desem kimse bilmez..

Simiiiiiiiiiiiiiiiiit deyip, durduğum anda kıçıma yenen tekmelerin haddi hesabı yok.. Kuka oynarken, 7 kez üst üste yummuşluğum var.. Gülmeyin :) bunlar o zamanlar zor şeylerdi.. Okuldan kaçar Counter Strike oynardık, sınıfın erkekleriyle.. Şimdi kim kimi psde yendi, kim kimi Facebook'tan ekledi..

Aaaa dur!.. Okuldaki o güzel kız ekleme talebimi kabul etmiş.. Bi bakıp geliyorum.. bekleyin….

acıtmayan gerçek [uruk]

Şu üşengeçliğimi bir üzerimden atsam, ne planlar var kafamda.. Ama yok bir türlü kendimi toparlayamadım şu 1 haftalık suspent döneminden sonra..

Post yaptıkça, arkadaşlarıma linki atıyorum.. Onlarda bana yorumda bulunuyorlar.. bulunuyorlardı.. Taa ki Uruk Hai’nin postlarını görene, okuyana kadar… İlk Uruk kim sorusu soruldu herkesce..  Abim dedim onlara, inanmadılar.. Birkaç zaman sonra, onlara yolladığım yeni postlarıma ilgi göstermez oldular.. Uruk’un küf tutmuş postları bile gündeme geldi.. Onlar için gizemli bir biriydi Uruk..

Gün geçtikçe Uruk’un fanları oluştu.. Okula gittiğimde Uruk kim diyordu herkes..     Nam-ı 4-1 yana yayılmıştı.. Buna dur demeliydim.. 007’nin önü açılmalıydı.. İsmini vermek istemeyen
İ. A. Uruk’u şöyle tanımlıyordu: Herhalde onun hayat tecrübesi duygusallıklarla dolu, sanki aşıkların şehri Roma’da yaşıyormuş gibi, kültürlü bir o kadarda mütevazı, bak daha kelime bulamıyorum..

Git gide kıskanır olmuştum, daha benim bile fanım yoktu.. Bana Barış diyen arkadaşlarım Uruk’a Urukcum diyordu.. Artık Uruk’un sözleri face book iletilerindeydi; Eğitilmeye mahkum köpekler gibi, bir it dalaşının sonunda yitirdik her şeyimizi…

Uruk’la tanışmak için üye olmak isteyen kız arkadaşlarım, hiç boşuna uğraşmayın siz üye olamayacaksınız.. ahahaa :) :)

PS: Olay gerçektir.. ( Biraz abartı var tamam.. )
PS 2: Kıskanmıyorum.. övünüyorum.. :)
PS 3: Her şey Tp için…

Günde Bir 28

Denise, magazine


Hergün fotoğraf altı mı yazıcam, bugün de yorumsuz. Çekmişim işte bir tarihte, bir arkadaşımın evinde.

wispy-detective