http://www.medyatava.com/haber.asp?id=92628 üzerinden erişilebilen haberi okuyunca, ‘tamam’ dedim kendi kendime, ‘yine bir Yiğit Bulut ve yeni bir Yiğit Bulut yazısı yazmak farz oldu artık bana’.
Ofisime geldiğinde, beni, Yiğit Bulut’la ilgili işte o metin üzerinde çalışırken gören, aynı zamanda www.ziyaversencan.blogspot.com ‘un da sadık bir izleyicisi olan eski bir dost, ‘sen de bu adama kafayı fena taktın. 4 ayda 3. yazı, ne o, kıskanıyor musun yoksa?’ deyiverdi. Bunun üzerine, bir taraftan ‘ne alâkası var canım, Ertuğrul Özkök hakkındaki 4. yazımda yolda. Bu anlayışla yaklaşırsan, ülkenin bütün popüler habercilerine tebelleş olduğum sonucunu çıkarman bile mümkün’ mealinde bir müdafaa sergilerken, öte yandan da, an itibarıyla okumakta olduğunuz metnin plânını da büyük ölçüde değiştirmeyi kararlaştırmıştım bile. Bir diğer deyişle, Yiğit Bulut’la ilgili 3. yazım, ona dair argümanları zihnimde ilk kez evirip çevirmeye başladığımda, esas olarak medyatava’nın haberine reddiye üretmek bağlamında şekillenecekken, dostumun provokatif yaklaşımından sonra, bu eksenden tamamen çıkıvermişti.
Kestirmeden söylüyorum: Dostum haklı değil. Hem de hiç!
Anlayacağınız ben, Yiğit Bulut’a takmış falan değilim. Onu kıskanmam ise söz konusu dahi olamaz. Zira, o; cv’sine nakşolmuş verili kariyerine bakıldığında, önemli gaflara, büyük günahlara ve hatırı sayılır mesleki yalpalamalara imza atmasının yanı sıra; kimi başarılara da uzanmasını bilmiş genç ve hırslı bir haberci ve öyle ya da böyle kendisini kanıtlamayı becermiş bir medya yöneticisi; ben ise, ilaç sektörünün dağıtım kanalları ayağında 27 yıl çalışmasına müteakip, bu alandan emekli olmuş orta yaşlı bir blogger’ım. Sadece bu manzara bile, onun talip olduğu mevkilerde, pozisyonlarda zerrece gözümün olmaması için yeterince kuvvetli bir nedendir bana kalırsa.
Bu arada, lâf buraya gelmişken, bir hususa da kısaca değinmeden geçemeyeceğim. 10 aydır sürdürdüğüm bloggerlık faaliyetimin amacı; ilk adımda, hem içeriği ve hem de üslubuyla beni mutlu eden doyurucu, kaliteli, ‘sağlam’ yazılar yazabilmek, akabinde bunları paylaşmak ve nihayetinde de, paylaştığım metinlerin en oturaklılarından yapılmış kimi seçkilerin kitaplaştığını görebilmektir.
Bu satırların yazarının, Yiğit Bulut’la alıp veremediği herhangi bir şahsi mes’elesinin olmadığına yapılan bu şeddeli vurgudan sonra, Bulut hakkındaki yazılarıma, bu metinle tematik bütünlük oluşturmaları bakımından, gönderme yapma faslına geldi sıra diye düşünüyorum.
Bulut’un, Ciner Medya Grubundaki görevlerinden atıldığı günün akşamı, yani 3 Ocak 2012’de yayınladım bahse konu yazılarımın ilkine http://ziyaversencan.blogspot.com/2012/01/yigit-bulut-haberturkten-sakn-bu-yuzden.html üzerinden; onun, Erdoğan’ın başdanışmanı olduğu haberiyle gündemin sarsıldığı gün olan 12 Ocak 2012’de yayınladığım ikinci yazıma ise http://ziyaversencan.blogspot.com/2012/01/ygit-bulutun-basbakan-erdogann-dansman.html linkiyle erişilebilir.
Metnin burasında, Yiğit bulut’la ilgili bu yazılarımın, yayınlandıkları çeşitli digital mecralarda, on binlerce tık alarak, diğer yazılarımla kıyaslanması kabil olmayan rekor sayıda bir okur ilgisine mazhar olduklarını da (dürüstlük ve nesnellik adına) teslim etmek durumundayım.
Yazımın girişinde kendisinden bahsettiğim kadim dost, bu durumu da bildiğinden, alaycı yaklaşımını ‘bu Yiğit Bulut meselesinden sen de iyi ekmek yedin ha! Baksana, adamın isminin geçtiği yazın ihya oluyor. Ben de olsam, onunla ilgili olabildiğince çok yazardım ’ ifadesiyle de süslemeyi ihmal etmemişti.
Evet, Yiğit Bulut, (okumakta olduğunuzla birlikte) hakkında 3 yazı yazdığım ender figürlerden birisidir. Buna rağmen dostum, şaka kıvamında formüle ederek paylaştığı yargısında hiç de haklı değildir. Bir diğer deyişle, Bulut hakkındaki 3. yazıyı yazıyor oluşum, mezkûr yazıların bir çeşit okunma garantisi taşımasından değil; Türkiye’nin aktüel vaziyetinin, o metinleri kamuoyunun ramp ışıklarının altına atmaya beni adeta icbar etmesindendir.
Yukarıdaki linklerle erişilebilecek olan konuya dair ilk 2 yazıma göz atıldığında, onların, sadece bir kişiye hasredilmiş iddialar bütününden, ya da, faillerle onların mes’ulü oldukları fiillerden bahseden tek boyutlu metinlerden olmadıkları, aksine, bunlara kumanda eden gerideki (çoklu okumalara müsait) zengin anlam dairelerine ve fikir kürelerine nisbet ettikleri rahatlıkla görülebilecektir.
Bu uzunca izahattan sonra, beni, Bulut’a dair bir yazı daha yazmaya motive den saike, yani, medyatava’nın haberini reddetmeye, yani, ona ‘kontra çekmek’e geldi sıra.
Mezkûr internet haber sitesinde yayınlanan (bu yazının giriş cümlesinde paylaştığım) iddiaya itibar edilecek olursa, Akif Beki’nin Milliyet – Vatan gazete grubuna CEO olarak transfer olmasıyla birlikte, boşalan kanal24 genel yayın yönetmenliği pozisyonuna Yiğit Bulut getirilecektir.
‘İçerden ve doğrudan taraf ve şahit olan aktörler’den aldığı istihbaratlar sayesinde, medya ile ilgili olaylara dair çoğunlukla isabetli öngörülerde bulunan mezkûr mecra, bana kalırsa bu tahmininde yanılmaktadır. Bu iddiamı, somut bir bilgi ya da istihbarata dayandırmıyorum. Bu argümanımın altında, sadece ve yalnızca Yiğit Bulut ve Başbakan Erdoğan’ın kişilik profillerinin çok farklı oluşu yatmaktadır. Görüşlerine katılırsınız ya da katılmazsınız, bu bahsi diğerdir, lâkin şunu teslim etmek durumundasınızdır: Erdoğan sahici ve samimi birisidir. Buna karşılık, Yiğit Bulut ise, muhatabının algısında, had safhada bir sahicilik (otantisite), samimiyet ve inandırıcılık problemi oluşturan bir tarzın ve tavrın mümessilidir.
Konuya dair ilk 2 yazımda ayrıntılı olarak analiz ettiğim üzere, Yiğit Bulut’un, işaret ettiğim o ciddi samimiyet problematiği yüzünden, Erdoğan’ın, kanal24’ün başında görmek istediği kişiler listesinde çok gerilere düştüğüne kuvvetle inanmaktayım.
Medyatava’nın özel haberinde, söz konusu kanalın çalışanlarının, Yiğit Bulut’un tepe yöneticileri olması ihtimalinden rahatsız olduklarına da vurgu yapılmıştır.
Bu yazı üzerinden, kanal24 çalışanlarının yüreğine de ‘korkmayın, Bulut tepe yöneticiniz olmayacak!’ diyerek bir nebze olsun su serpmiş olayım. Bana kalırsa bu haber, işsizliğinin 5. ayını idrak eden Yiğit Bulut’a yer açmak adına, bizatihi kendisinin, ya da onun eko-sistemindeki birilerinin yaptığı bir PR faaliyetinden başka bir şey değildir.
Öte yandan, Yiğit Bulut, bahse konu pozisyona getirilirse, bu satırların yazarı, lâfı hiç eveleyip gevelemeden, ‘ama, lâkin, fakat…’ gibi zehirli payandalara yaslanmadan, hem Bulut’tan ve hem de okurundan samimiyetle özür dilemesini de bilecektir.
Yiğit Bulut’la ilgili 3. yazı okuduğunuz bu cümleyle bitti. Şimdi sıra, Ertuğrul Özkök’le ilgili olan 4. Yazımı paylaşmaya geldi.
İddiasıyla bu yazımın plânının önemli ölçüde değişmesine neden olan kadim dostumun, Özkök’le ilgili olan metnimi paylaştığımda, hangi eleştirileri dillendireceğini daha şimdiden merak ettiğimi itiraf ederek tamamlamış olayım bu metni.