York Testi
Lafı uzatmayacağım dün eşim vasıtasıyla öğrendiğim bir mevzu bu, York testi denilen olay. Test kısaca şunu vadediyor: vücudumuzun bazı besinlere karşı intoleransı var. Bu intolerans sebepsiz ağrılara, ödemlere, sıkıntılara (gaz ve karın şişliği gibi) egzemaya ve diyet yapsanızda verilemeyen kalıcı kilolara sebep veriyor. Parmağın ucundan alınan bir damla kan ile antikorların hangi besinlere karşı intoleransı olduğu öğrenilip kişiye bilgi veriliyor.
Bu açıdan bakıldığında sanki mucize gibi bir şey. Dünya Sağlık Örgütü de bu intolerans olayını doğruluyor ama yine de insanın aklına acaba yeni bir para tuzağı mı bu sorusu geliyor.
Para demişken bu testin maliyeti 800-1000 tl civarında. Hayatım değişti 15 kilo verdim, bağırsak problemim çözüldü, egzamalarım iyileşti, altılıda oynadığım at birinci geldi diyenler de var. Para tuzağı kanmayın diyenlerde. İşin ilginç tarafı böyle mucizevi bir şey varsa neden devlet destekli tüm vatandaşlara uygulanmıyor ki?
Bu arada testin devamlı tekrar eden 4 sonucu oluyormuş. Bunlar; yumurta, maya, süt ve belki de en ilginci maydonoz. Süt, yumurta ve maya aşağı yukarı her hamur işinde var zaten, intoleransın bunlara yönelikse bunlarsız 2 ay geçirmeni istiyorlar. Şahsen ben de bunları içeren ürünleri yemesem bir 10 kilo da ben veririm. Maydonoz çok ilginç, ben sevmezdim ama bu c vitamini ayağına yiyorum.
Tahinpekmez'de bu testi yaptıran var mıdır merak ediyorum. Yaptıran varsa tecrübelerini paylaşsın. Biliyorum kadınlar klübü tadında bir son oldu ama paramızı sokağa atmayalım de mi? :)
birtakım istatistiki bilgiler - 2010'un ilk verileri (sanki?)
ne vakittir istatistiklemiyoruz ortalığı, bir bakınalım dedim nedir ne değildir..
işte genel durum:
an itibarı ile,
toplam üye sayısı: 450 (hakiki şutların başlamasına son 550! bi meclis yerimiz kalmış ahahah)
aktif üye sayısı: 301 (156 hatun, 143 herif, 2 ibiş)
komünitimize bugüne kadar
258 kişi yazı ve yorumla,
358 kişi sadece yorumla,
katkıda bulunmuş..
allah hepsinden razı olsun..
92 kişi elbet bir müsaitte voltasını alacak, zerre katkıları olmamış, ama yine de sağolsunlar, belki gün gelir dirilirler diye bekliyoruz..
toplam yazı: 6.344 (bu hariç)
gizli yazı: 819
açık yazı: 5.525
toplam yorum:200.471 (vay vay vay)
ortalama günde login olan değişik üye adedi: 50 – 70
son bir haftada login olan üye adedi: 87
son bir ayda login olan üye adedi: 113
son üç ayda login olan üye adedi: 162
son bir yılda login olan üye adedi: 245
işte ilk yüz ve yorumlarım:
bütün skorbordu edinmek için, tıklayınız: aha da excel dosyası!
biterken yeminle the doors - the end çalıyodu, şerefsizim bak:)
elceğizlerimize sağlık,
sevgilerimle,
freko
Filler - 1
İnsanoğlu; uzun uzun yıllar, yüzyıllar boyunca, karadaki en azametli hayvan üzerine bir çok şey kurgulamış. Mamutların ve dinozorların yokluğunda, kara parçalarındaki ağa babası… Yani filler… Peki insan ile fil arasındaki ilişki, insanoğlunun böyle her şeye bir anlam yüklemeye çalışan yapısı ile birleşerek neler doğurmuş? Elime geçen Filoloji adlı kitapta, bu konuda çok şey yazılıp çizilmiş. Bakalım:
Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi’sinde yer alan öyküyü hepiniz hatırlayacaksınızdır. Hintliler fili karanlık bir yere kapatıp, daha önce fil görmemiş halka tanıtmak ister. Karanlık yüzünden herkes dokunarak tanımaya çalışır. Kimi burnu tutup fili boruya, kimi kulağına dokunup yelpazeye, kimi bacağına dokunup direğe benzetir. Halbuki yak bir mum bak di mi?
Fillerin efsanelere, tarihe, sanata ve daha bir çok alana etkisi tartışılmaz. Hayvanların en zekisi sayılan fillerin, dillerinin kıvrak yapıda olmaması yüzünden konuşamadıkları bile anlatılır. Bir filin ölü bir fil gördüğünde üzerine toprak atması ve üstüne bir dal parçası bırakması da insanlarla filler arasındaki benzerliklerden biri olarak gösterilir.
Tüm vahşi hayvanlar içinde en kolay terbiye edildiği söylenen filler için, Hintliler terbiye konusunda müziğe başvuruyorlar. Yalnız tabii buradaki eyleme dikkat çekmek isterim: Fil yakalamak… Terbiye etmenin, yakalamaktan daha kolay olduğuna eminim açıkçası…
Peki bu kocaman hayvan, bu heybetli ve korkutucu cüssenin korktuğu hiçbir şey yok mudur? Doğada garip bazı gerçekler, insanoğlunun her şeye burnunu sokan yapısı gereği bilinir hale geliyor. Asmanın lahananın kokusundan hoşlanmadığı bir gerçek… Meşe ve zeytin ağaçlarını yan yana diktiğinizde birbirlerinden uzağa doğru büyüme eylemi gösteriyor. Aslanın horozdan tırstığı söyleniyor lakin bu bir efsane de olabilir. Yılanların, sansar resmi olan bir yere giremedikleri de gerçekse, filler de bir şeylerden korkuyor olabilirler elbette… Fillerin farelerle anlaşamadığı hep söylenir. Bunun yanına siz sivrisineği de ekleyebilirsiniz. Rivayete göre kulaklarını sürekli sallamasının sebebi, sivrisineklerin girişini engellemek içinmiş.
Eski zamanlarda filleri savaş aracı olarak da kullanan halklar olmuş. Bu aşamada kendinizi kılıçlı bir asker olarak düşünün ve karşınızdaki tankı hayal etmeye çalışın yeter. Ancak fillerin bu savaşlarda domuz sesleri ve kokusu ile püskürtüldüğü gibi rivayetler de dolaşıyor sayfaların arasında… Demek ki domuzları da sevmiyor bu filler. Eski Mısırlıların; aptallıktan uzak duran bir hükümdarı anlatmak istediklerinde, keçiden kaçan bir fil çizdikleri de biliniyor. Ancak buradaki kaçışın korkudan çok bilgelikle alakalı olduğu söyleniyor. Zira fil ne kadar zekiyse, keçi de o kadar aptal ve inatçı olarak tanımlanıyor.
Peki filin gerçekten düşmanı olan bir hayvan yok mu? Korkmak tamam ama hani bir domuz ya da fare, file en çok ne yapabilir ki? Doğu ve batı mitlerinin ortak yönlerinden biri, fil ile yılanı can düşmanı olarak görmesi… Fillerin yavrularını suda doğurmasının iki sebebinden biri, yılanların yavru fili öldürmemesi içinmiş… İkinci sebep de toprağa düşüp kafayı gözü yarmaması için elbette… Hindistan’da anlatılan öykülerde, fil ile yılanın ikisinin de öldüğü bir savaşa girdikleri de söyleniyormuş. Filin bir başka doğal düşmanı da gergedan… Birinde boynuz, diğerinde hortum ve cüsse; bu dövüşün silahları… Yine iki tarafın da öldüğü savaşlar yapıldığı anlatılıyor.
Fillerin aynı zamanda çok da erdemli yaratıklar olduğu da biliniyor. Fillerin, diğer hayvanların aksine kafalarına estiği yerde çiftleşmemesi ve özel, tenha yerler araması, hayvanlar arasında sık görülen bir davranış değil. Erkek filin, dişi fil ile birleşmeden önce adamotu yemesi de kayıtlara geçmiş bir başka eylemdir. İki erkek filin, dişileri için giriştikleri kavga genelde dişlerin kırılması ve hatta ölümle sona erer… Asla vazgeçmeyen bir yapıda olmaları ve kıskançlıkları da yine hayvanlar arasında az rastlanan bir durum… Zira öleceğini bile bile saldıran erkek filler, kaybedeceklerini bildikleri bir savaştan sadece canlarını korumak için vazgeçmiyor. Filler arasındaki çiftleşmeler sonrasında o çift, çift olarak yaşıyor. Zina diye bir kavram yok. Herkes eşini biliyor.
Bu kısa girişin ardından; gelecek yazımıza odaklanıyoruz efendim. Filler – 2’de yine ilginç bilgilerle birlikte olacağız. Ailenizin safaricisi, savanlardan yazmaya devam edecek bu konuyu…
Akşamüstü zırvası
İşi gücü bırakıp burada post giriyor olmamın kimin iş ahlakına uygun olduğunu biliyorum. Kafamı monitörün içine geçirip klavyeyi soru soranların götüne sokmak şartıyla, yanıtları direk kafamın içerisindeki mavi ekrandan okumalarını sağlamak içgüdüsü ile yanıp tutuşuyorum. Çalmasın artık telefonlar, yıkılsın postaneler.
Dlülülediği vakit kötü bir haber alacakmışım da bekliyormuşum hissine kapılıyorum. Beynimde kampanalar çalıyor. Göktanrıya dikiyorum gözlerimi elim telefonda tüm enerjimi veriyorum susması için. Çakralarımı açıyorum hepsini birden. Voltran oluşturuyorum turuncusunu bilmem nesini katıyorum. Şu biyoenerji muhabbetlerinde adam böle ellerini gezdirip enerji verdiğini söyler ya aynen öle. Baya enerji sarf ediyorum ciddi terliyorum falan. Bir müddet sonra susuyor. Gidiyorum ama gene geleceğim diye tehditler savuruyor. Graham bell diyorum ben de dilimi dişlerimin arasına sıkıştırıp, yumruk halindeki elimin orta parmağını hafif dışarıya doğru iterekten.
Oysaki ben;
Güzel manzaraları aşırı kırsal ortamda bir evim olsun eviminde züper bir bahçesi olsun istiyorum. İki de inek. Bir de süt sağma makinesi. Zira sütün kokusundan hiç haz etmem. Zaten süt içmem ki ben. O zaman bir köpeğim olsun bahçede. Evde iki kedim bir de erkeğim. Hepsini arada bir seveyim. Kalan zamanlarımda toprağımı eşeyim. Domates tohumlarımı atıp üşümesin diye hemen üstünü örteyim. Pamukta fasulye filizlendirip, 100 pamuktan bir kilo fasulye elde edeyim. Yanına pilav yapıp tadına doyamayayım. Hatta bir tanesi öle bir sırık olsun ki gökyüzünün sonsuzluğunda kaybolsun. Tırmanasım yok asansörlü olsun. Sabahları kalkıp yemyeşil, tertemiz havada koşmak eve gelip duşumu almak istiyorum. Akabinde, kocaman A3 kağıtlara suluboya yardımıyla hep aynı şekil çıkacağını bile bile eskimeyen hevesimle, kağıdın arasındaki ipi çektirmek istiyorum. Çıkan şekli masmavi gökyüzüne doğru tutup telefonun susması için yalvaran gözlerle değil, baksana Göktanrı ne de güzel oldu gibisinden minnettar gözlerle bakmak istiyorum.
Nasıl bir daralmışsam artık. İstiyorum/yapayım edeyim ve istemiyorumlarla dolu bir post olmasını istemediğimden kapatıyorum bu bahsi. Ne zaman başlasam istemeye saykoya bağlıyorum çünkü.
Camel’ e dalmak tehlikeli ve yasaktır.
Tam bu esnada sevmediğim bir arkadaşım şirkete iki tane votka soktuğunu birisini içip diğerinin de yarısına geldiklerinden bahsediyor bana. Benim yanımda olsa şimdi o iki şişe bir an düşünmem dikerim tepeme. Neyse ki orada değilim ya da o şişeler benim yanımda değil. Allah adamına göre şişe veriyor, dağına göre kar, karına göre metalürji, metalürjisine göre skldfşkşlsdkşflk
O kadar koku ile nasıl gizli içiyorlarsa artık. Ancak Camel ‘in şirketinde olabilir böyle bir durum. Benden habersiz kurumsal mı oldu layn yoksa?
Tüm gün kırmızı benekli pinpon topunun hikayesini dinlemiş ve sonunda bir bok duyamamış olmanın verdiği kafayla yine de gülümsüyorum. Öyle sakin sakin süzüyorum etrafı tıpkı karnı doymuş öküz gibi.
Bugün Cuma sanırım ben öldüğüm için kutsal.
Her hafta bugün ölürüm.
Kimileri için ölmem, kimileri için dirilmem mübarek.
Cumanın ertesi küllerimden doğacağım, yine yeni yeniden.
Sn; okur hanım/ bey
Camel
Beni bunları yazmaya iten güzeller güzeli wallpeypır ektedir. Post elinize ulaştığında tarafıma dönerseniz sevinmem.
Not; Resmi koyabileyim diye baya bi rezil ettim idareli oluna.
Günde Bir 30
Yine bir Ankara fotoğrafı, yine havaalanı. Konu mankeni kaktüs nickli üyemiz. Dün rahatsızlığımdan dolayı fotoğraf koyamadım, affola...
Lens : Canon EF DX 17-55 mm f:2/8
ISO : 100
Shutter speed: 1/125
Aperture: f/2,8
Focal lenght: 30 mm.
Date: 10.03.2010

