İnsanoğlu; uzun uzun yıllar, yüzyıllar boyunca, karadaki en azametli hayvan üzerine bir çok şey kurgulamış. Mamutların ve dinozorların yokluğunda, kara parçalarındaki ağa babası… Yani filler… Peki insan ile fil arasındaki ilişki, insanoğlunun böyle her şeye bir anlam yüklemeye çalışan yapısı ile birleşerek neler doğurmuş? Elime geçen Filoloji adlı kitapta, bu konuda çok şey yazılıp çizilmiş. Bakalım:
Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi’sinde yer alan öyküyü hepiniz hatırlayacaksınızdır. Hintliler fili karanlık bir yere kapatıp, daha önce fil görmemiş halka tanıtmak ister. Karanlık yüzünden herkes dokunarak tanımaya çalışır. Kimi burnu tutup fili boruya, kimi kulağına dokunup yelpazeye, kimi bacağına dokunup direğe benzetir. Halbuki yak bir mum bak di mi?
Fillerin efsanelere, tarihe, sanata ve daha bir çok alana etkisi tartışılmaz. Hayvanların en zekisi sayılan fillerin, dillerinin kıvrak yapıda olmaması yüzünden konuşamadıkları bile anlatılır. Bir filin ölü bir fil gördüğünde üzerine toprak atması ve üstüne bir dal parçası bırakması da insanlarla filler arasındaki benzerliklerden biri olarak gösterilir.
Tüm vahşi hayvanlar içinde en kolay terbiye edildiği söylenen filler için, Hintliler terbiye konusunda müziğe başvuruyorlar. Yalnız tabii buradaki eyleme dikkat çekmek isterim: Fil yakalamak… Terbiye etmenin, yakalamaktan daha kolay olduğuna eminim açıkçası…
Peki bu kocaman hayvan, bu heybetli ve korkutucu cüssenin korktuğu hiçbir şey yok mudur? Doğada garip bazı gerçekler, insanoğlunun her şeye burnunu sokan yapısı gereği bilinir hale geliyor. Asmanın lahananın kokusundan hoşlanmadığı bir gerçek… Meşe ve zeytin ağaçlarını yan yana diktiğinizde birbirlerinden uzağa doğru büyüme eylemi gösteriyor. Aslanın horozdan tırstığı söyleniyor lakin bu bir efsane de olabilir. Yılanların, sansar resmi olan bir yere giremedikleri de gerçekse, filler de bir şeylerden korkuyor olabilirler elbette… Fillerin farelerle anlaşamadığı hep söylenir. Bunun yanına siz sivrisineği de ekleyebilirsiniz. Rivayete göre kulaklarını sürekli sallamasının sebebi, sivrisineklerin girişini engellemek içinmiş.
Eski zamanlarda filleri savaş aracı olarak da kullanan halklar olmuş. Bu aşamada kendinizi kılıçlı bir asker olarak düşünün ve karşınızdaki tankı hayal etmeye çalışın yeter. Ancak fillerin bu savaşlarda domuz sesleri ve kokusu ile püskürtüldüğü gibi rivayetler de dolaşıyor sayfaların arasında… Demek ki domuzları da sevmiyor bu filler. Eski Mısırlıların; aptallıktan uzak duran bir hükümdarı anlatmak istediklerinde, keçiden kaçan bir fil çizdikleri de biliniyor. Ancak buradaki kaçışın korkudan çok bilgelikle alakalı olduğu söyleniyor. Zira fil ne kadar zekiyse, keçi de o kadar aptal ve inatçı olarak tanımlanıyor.
Peki filin gerçekten düşmanı olan bir hayvan yok mu? Korkmak tamam ama hani bir domuz ya da fare, file en çok ne yapabilir ki? Doğu ve batı mitlerinin ortak yönlerinden biri, fil ile yılanı can düşmanı olarak görmesi… Fillerin yavrularını suda doğurmasının iki sebebinden biri, yılanların yavru fili öldürmemesi içinmiş… İkinci sebep de toprağa düşüp kafayı gözü yarmaması için elbette… Hindistan’da anlatılan öykülerde, fil ile yılanın ikisinin de öldüğü bir savaşa girdikleri de söyleniyormuş. Filin bir başka doğal düşmanı da gergedan… Birinde boynuz, diğerinde hortum ve cüsse; bu dövüşün silahları… Yine iki tarafın da öldüğü savaşlar yapıldığı anlatılıyor.
Fillerin aynı zamanda çok da erdemli yaratıklar olduğu da biliniyor. Fillerin, diğer hayvanların aksine kafalarına estiği yerde çiftleşmemesi ve özel, tenha yerler araması, hayvanlar arasında sık görülen bir davranış değil. Erkek filin, dişi fil ile birleşmeden önce adamotu yemesi de kayıtlara geçmiş bir başka eylemdir. İki erkek filin, dişileri için giriştikleri kavga genelde dişlerin kırılması ve hatta ölümle sona erer… Asla vazgeçmeyen bir yapıda olmaları ve kıskançlıkları da yine hayvanlar arasında az rastlanan bir durum… Zira öleceğini bile bile saldıran erkek filler, kaybedeceklerini bildikleri bir savaştan sadece canlarını korumak için vazgeçmiyor. Filler arasındaki çiftleşmeler sonrasında o çift, çift olarak yaşıyor. Zina diye bir kavram yok. Herkes eşini biliyor.
Bu kısa girişin ardından; gelecek yazımıza odaklanıyoruz efendim. Filler – 2’de yine ilginç bilgilerle birlikte olacağız. Ailenizin safaricisi, savanlardan yazmaya devam edecek bu konuyu…


:: yorumlar ::